Tatil boyunca alıştığımız serbest yaşamdan olsa gerek, geleli bir ay olmamasına rağmen arkadaşımız Gizem’den gelen çiftliğe gidelim mi teklifini hiç düşünmeden kabul ettik.
Sanırım sadece çocuğumuzun ihtiyacı için değil, biz büyüklerin de doğal ortamlara ihtiyacı var. Bazen çocuk bahanesiyle biz aileler de kendimize iyi gelen şeyler yapmak istiyoruz.
Uzun zamandır Ali Baba’nın Çiftliği şarkısını ailecek söyler olduk. Oradaki bütün hayvanları sayıp, seslendirerek kızımıza hayal kurdurarak hayvanları tanıtmaya çaba gösteriyoruz. Ne var ki görsel hafızanın yerini hiçbiri tutmuyor.
Pazar sabahı Çatalca’daki Veteriner Anne Çiftliği’ne doğru yola koyulduk.

Her şey o kadar güzel düşünülmüş ki çocuğumuz hayvanlarla iletişim halindeyken bizler saman balyaları üzerinde oturup sohbetimizi yapabiliyorduk.
Tüm gün de saman balyasında oturulmaz tabii:)Yanımızdakiler arkadaşlarımız Mustafa ve Gizem. Güzel bir pazar gününün başlangıç fotoğrafıydı.

Tabii ki unutmadım fotoğraftaki Efe Bey’i. Onu ayrı tanıtmak istedim:)Tanıştırayım, Eylül’ün en yakın arkadaşı Efe. Ömürlerinin yarısından fazladır beraber olan
iki arkadaş:)
Ömürleri uzun olsun inşaallah.
İkisi de aynı okula gidiyor, fırsat oldukça da görüştüğü, kendi tabiriyle:
”Efe benim en yakın arkadaşım baba.”
Kendisinin hasta Beşiktaşlı oluşu bile kızımı etkilemiş olacak ki, babasının takımını desteklemiyor:)
Benim de okulda kızıma iyi bak diye tembihlediğim, güvendiğim tek kalem:)

Yaklaşık 25 çocuğun olduğu çiftlikte, başlarındaki eğitimciyle beraber hazırlıklarına başladılar. Çizmeler, tulumlar giyilerek çiftliğe merhaba dediler.



İnekleri besledikten sonra süt sağma işlemine geçtiler.

Çocuklarımızın yaşadığı deneyim bizi de mutlu ediyordu. Sütün nereden nasıl geldiğini de ilk elden görüyorlardı. Çocukluğumdan itibaren birkaç denemem olsa da başaramadığım bir eylem olarak kaldı süt sağma. Topladıkları sütlerden yoğurt mayalama ve tereyağı yapımına kadar ki tüm sürece dahil oldular. Tüm gün çalıştılar neredeyse. Bizim keyifler dışarıda gayet iyiydi. Gelsin kahveler, gitsin çaylar. Bu arada menüde yazanların birçoğu yoktu ama pek problem yapmadık. Çocukların olmadığı, rahat sohbet edebildiğimiz zamanlardan dolayı 🙂

Hazırladıkları kavanozlara yoğurtlarını mayaladılar. Hafta içinde tüketecekleri süt, yoğurt ve tereyağını elde ettiler. Bizim için açıkçası kazan kazan oldu 🙂


Ufak bir ara verip bizimle karnını doyurduktan sonra stressiz tavukların yumurtalarını toplamaya gittiler.
Daha sonrasında birisi İngiliz, diğeri de Rus atı karşısındaki şaşkınlıkları dikkatten kaçmıyordu.
Fotoğrafların dili:)

baba bu at çok büyük!

saklan arkama ben seni korurum.

ortama alışınca bizimkiler

Günün sonunda bizlere kalan, sakin bir kafa, tatlı bir yorgunluk, ertesi günün pazartesi olması dışında hepimizin güzel vakitler geçirdiği bir pazar oldu.
Şimdi Domestos kokulu çok sevdiğimiz evlerimize dönüyoruz:)
Buraya kadar okuyup, değerli vakitlerinizi ayırıp anılarımıza ortak olduğunuz için de çok teşekkür ederim.
-
-
-
Gönül
Çocuklar gelecektir. Bu geleceği de onları en iyi şekilde öğreterek yaşayarak yaptığınız bu gezi onlara değer kattığı gibi bizi de çocukluğumuzu hatırlattı. ☀🙏🍀
-
Yeğenim Efe’nin Roketsan’a stajının kabul olduğunu öğrendiğim bu akşam ve izlediğim Gazze haberleri sonrası korkumla yüzleştim.
Roket ve Gazze…
Ben yeğenimin roket fabrikasında başlamasına sevinirken onlar ne taraftan roket gelecek diye endişeyle bekliyorlar.
Yaşım yetmediğinden, okuduklarım ve izlediklerimden gördüğüm Bosna katliamını babama sürekli sorardım: “Kimse buna dur diyemedi mi baba?” diye.
Şimdi çok daha iyi anlıyorum, olmuyor. Yapamıyoruz, elimizden bir şey gelmiyor deyip çekiliyoruz köşemize.
Kendi aramızda bile konuşamıyoruz, haberlerden gözümüzü kaçırıyor, radyoya bile tahammül edemiyoruz. Bizim görmeye dayanamadığımız bu hayatı Gazzeli’ler yaşıyor, hem de bütün duyu organlarıyla.
Belki siz de şimdi Gazze kelimesini duyunca bıraktınız okumayı çoktan.Belki başlık Gazze olsaydı hiç açmayacaktınız sayfayı.
Okumaya devam edenler için durum şu;
Yazmakta, onların yerine kendimi koymakta o kadar zorlanıyorum ki, çocuğumuzun yüzüne bakmaya utanıyorum. İleride o da bana soracaktır: “Nasıl olur baba, kimse dur demedi mi bu canilere?”…
Çocuğumuza oyuncağını, yediklerini paylaşmayı öğretmeye çalışırken, bu insanlara havadaki oksijeni bile çok gören, üstlerine doğan güneşten bile rahatsız olup hayatlarını bombalayarak karartan katiller varken korkuyorum.
Şimdi Gazze, zamanında Bosna’nın çektiği bu acıları, bu kısacık dünyada rahat yaşayan bizler, iman ettiğimiz ebedi hayatta sonsuza kadar yaşamaktan korkuyorum.
İnsan olarak kalabilmeyi başarmak bile zor günümüz dünyasında…
#MyAgendasumud
İsmail için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et